12 Kasım 2010 Cuma

İyi ki doğdum..

İyiki doğdum.. Bir yaş daha geçip gitti ömrümden.. Ne tuhaf.. Bu sefer çok değişik hissediyorum kendimi... Elimde telefon 00:01 de mesaj gelicek mi diye beklemedim bu sene.. demek ki atmışım sırtımdan yüklerimi.. demek ki sarılmışım hayata senden sonra.. demek ki sensiz de bir yaş daha yaşlanabiliyormuşum... ne garip.. onca yıl seninle beraber mum üfleyip her dilekte seni tuttuktan sonra tutucak dilek bulamadığımı farkettim bu sene.. neredeyse mumlar eriyip bitecekti benim aklıma bir dilek gelene kadar.. O kadar seninle doldurmuşum ki hayatımı sensiz dileklerin ne olduğunu bilemedim bu sene... Bu sene... Bugün... Bu tarihte sen yoktun yanımda.. Kim bilir gecenin hangi siyahına kaptırmıştın kendini.. Kim bilir hangi şişenin dibini görüyordun bakarak dalgalara.. kim bilir hangi ufuklara dalıyordun oltanı denize sallarken..

Biliyor musun çok mutluyum... Herşeye rağmen teşekkür etmeyi ve affetmeyi öğrendiğimi farkettim bu sene.. Bir yaş daha büyümek bu olsa gerek.. Saçlarımda bir tel daha beyaz çıksa da, ellerim biraz daha titrese de, gözlerim biraz daha yorgun baksa da mutluyum ben... seninle ilgili bütün yüklerimi attım üzerimden... ( k.i.b. ennn sevilen eski sevgili )

PS:

BABAM.... senin yokluğunu her geçen yıl biraz daha hissediyorum ve anlıyorum ki aslında en çok bu yaşımda ihtiyacım var sana... Huzur içinde uyu canım babacığım...

KARANLIK ( özlediklerime)

Şimdi karanlık… Şimdi susuyorum…
İçimde geçmişten kalma bir acı.. Tarifi olmayan bir sıkıntı… Garip bir boşluk… Saçma sapan bir yalnızlık hissi…
Aslında sabahın ilk saatleri… Ama karanlık… Hala karanlık… Tuhaf bir huzursuzluk içimde… Anlam veremediğim bir boş vermişlik…
Kulaklarımı kapatmak sadece dışarıdan gelen sesleri duymamı engelliyor… Peki içimdeki ses ? Neden onu duymak istemediğim halde duyuyorum ? Neden hiç susmuyor içimdeki o ses ? Neden hep benimle konuşuyor? Hiç yorulmuyor… Sıkılmıyor… Ben çok sıkıldım…
Aklım çok karışık… İçinden çıkılmaz hale geldi sanki hayat… Sanki ben işe yaramazın biriyim… Kendimi asalak gibi hissediyorum… Ellerim yine titriyor… Gözlerim yine nemli ama ağlamak içimden gelmiyor… Eski zamanlara dair bir özlem var içimde… Çok eski zamanlar… Çocukluğum… Karanlık… Hala karanlık…
Hafta sonları dedemlerde yaptığımız o kocaman tepsideki çiğ köftenin kokusu burnumda… Gözlerim sevinçle parlardı… Bütün aile toplanmışız… Herkesin gözleri parlardı aslında… Şu an bakamadığım gözler…Bakmayı özlediğim gözler…
Bu kadar özleyeceğimi hiç düşünmemiştim o zamanlar … O tablodan o kadar kişi silinip gitti ki… Şimdi yaşadıklarım, bu kağıda yazdıklarım bir travma sanırım… Bir çeşit rahatlama yolu… İsyan belki… Belki özlem… Karışık… Hala karanlık…
Ruhum dipsiz bir kuyunun içinde… Dibe vursa … Vurmuyor işte.. Hep düşüyor… Hiç durmadan… İşte bu yüzden karanlık… Hep karanlık…
Duruyorum… Sakinim… Sakin olmam gerekiyor…Sessizlik iyidir derler…Benim suskunluğum şimdiki gibi sağır edici olsa da ben susuyorum… Sessizlik karanlığın içinden gelir… Susuyorum… Karanlık…
İçimdeki ses aydınlığı seviyor aslında.. Benim kontrolüm dışında bir iç güdü bu… Umut diyorlar buna… Karanlığın içinde sapasağlam kalmamı sağlayan şey… İşte o aydınlık sayesinde , o küçücük aydınlık sayesinde bu karanlık biraz da olsa çekilir oluyor… Ama hala karanlık…
Neyi kimi suçlamam gerek bilmiyorum… Ama en çok kendimi suçluyorum.. Hep bir hesaplaşma var içimde… her şeyle , herkesle hesaplaşıyorum… Bir sonuç yok elimde hala ama ben bu kendimle yüzleşme halinden bir türlü kurtulamıyorum… Neyi ne kadar doğru ne kadar yanlış yaşadığımı bilemiyorum.. Bana doğru gelen şeyler başkalarına yanlış gelebiliyor bazen.. Benim yanlışlarımsa zaten herkesin yanlışı… Sorunlar burada başlıyor işte.. Ben hep yanlış olanı mı yapıyorum farkında olmadan ? Gücüm bu kadar köreldi mi gerçekten ? Hemen pes eder oldum ben … Yoruldum mu ? Yaşlandım mı yoksa ? Bazen ne düşünmem gerektiğini bile bilmiyorum .. İşte bak yine karanlık…
Hayat karanlığın içinden aydınlığa çıkma çabasından ibaret mi ? Hayat yalanların içinde doğruyu bulunca kıymetini bilmeyi öğrenmek değil mi ? Hayat istediklerini sana verdiğinde şükran duymayı bilmekten ibaret değil mi ? Hayat yanlışlarını en aza indirmeye çabalamak değil mi ? Hayat ….  Tüm yollarında yürümeye hazır olduğum hayat… Karanlık….
YAR… Camdan bir kalbim olsun istemiyorum… Ellerinde buruşturup attığın bir kağıt parçası da olmasın… Kalbim senin hayatının en güzel köşesinde öylece kalsın istiyorum… Yanımda olsan da olmasan da hep öylece kalsın senin hayatında… Benim karanlığım senin aydınlığını alıp götürmesin … Yüreğime yaydığın ışığını bırak giderken.. Yanımda kalsın o ışık hep…  giderken onu bırak olur mu ? Karanlık … karanlık… karanlık…
Güneş doğacakmış birazdan kimin umurunda ? Göz yaşlarım akıp gitmekten aciz… Kulaklarım hala tıkalı.. İçimdeki o ses hala yorulmadı… Ellerim hala titriyor… Garip bir huzursuzluk… Anlam veremediğim bir yalnızlık hissi… Üşüyorum… Aklımda çocukluğumdan kalma bir aile tablosu… Keşke hepsi burada olsaydı… İçimdeki o küçücük aydınlığı onlara verecek gücüm olurdu… Karanlık… Hala karanlık…

yeni bir sayfa

Yürek notaları...