Bana öyle bak..
Gözlerimin içine içine...
Kolay çıkamayacağım bir frekansın içine girdim.. Düzensiz sesler.. Garip nefesler..
Birini anlamaya çalışmamak,aslında sürekli olarak anlamak ne kadar harikaymış..
Kirpiğinin bile oynamasıyla aklından geçeni o an tahmin etmek..Hatta gülüşünün çizgilerinde sakladıklarını anlayıp gülümseyerek karşılık vermek..Ses tonundan ruhunu saydamlaştırmak.. Notalarında yüzmek.. Yüzmek? Suyun tenine değdiğinde hissettirdiği o özgürlük ve arınmışlık duygusu.. Özgür müyüm seninleyken? Peki ya arınmış?
Aklımın labirentine yağan bir yağmur sonrası çıkan gökkuşağı gibisin.. Rengarenk...
Nasıl bir huzursun ki en ufak huzursuzluğu bile aklıma getirmeyen...
Dilinin kemiği olucak her zaman derler.. Olmasın...
Sevmiyorum içindekileri saklayan insanları ben... Belki de ben hiç bir zaman onlardan biri olamadığım için böyle.. Ne geldiyse başıma içimdekileri saklayamadığımdan geldi.. Ne önemi var ki? Kendin gibi olamadıktan sonra birinin yanında olmanın ne önemi var? Dilediğin gibi konuşamayacaksan, kendin gibi davranamayacaksan?....
Hiç olmadığım kadar BEN var karşında... Karşında,yanında,arkanda...
Aslında sadece ufkuma bakıyorsun şu anda...
Bir de yüzsen derinlerimde o zaman anlayacaksın çiğ tanesi ne zaman yağar çiçeklerin üzerine?
Ben dokunurum senin yapraklarına sen bilmeden... Ben fısıldarım yaralarına,yorgunluklarına... Başın ağrımaz... Canın yanmaz...
Tesadüf diye bir şey yoksa bu hayatta, herşeyin bir sebebi varsa eğer, sen neye sebepsin? Ben neye sebebim sende?
Huzurumun sebebi ne? Korkunun sebebi ne?
Bana öyle bak...
Nedensiz,düşüncesiz bak...
Bana hep böyle bak..
Kokunu seviyorum...