24 Aralık 2011 Cumartesi

9o'lar

90 larda ne güzeldi şarkılar... daha bi anlamlıydı daha yalın daha sade daha kaliteli....Bendeniz'in eski albümlerinin tadı mesela bir başkaydı...Ya da biz başkaydık.. duygularımız başkaydı... umutlarımız başka.. hayallerimiz başkaydı belki de...Ya da sevdiklerim daha göçüp gitmemişti...yanımdaydı can dediklerim ozamanlar.. şarkılar daha bir anlamlıydı herkes nefes alırken...Ya da çocuktum bilmiyorum.. çocukluğun ne olduğunu unuttum hatırlamıyorum...Ya da daha sağlıklıydım.. daha sakindim..daha masumdum.. belki de hayatın ne olduğunu bilmiyordum..Ya da ağladığımda gözyaşlarımı silecek birileri vardı... o yüzden şarkılar daha mı anlamlıydı??? Şimdi değil...Ya da her yeni yılda yanımda diye güven duyduğum tek ADAM hayattaydı diye öyle miydi acaba? Nur içinde yat Babacım...
 Sesini her dinleyişimde aklıma hep hiç bakmadığım gözlerine baktığımın gelmesi garip değil mi ???
 Ben kimseye hata yapmadım... hep kendime hep kendime yaptım hataları.. Bu yüzden kimse değil ben suçluyum...
 Ellerime o kremden sürüp avuçlarımı kokluyorum bazen..Bir zamanlar bir adamın avuçlarını öptüğümü unutmamak için...
 Serdar Ortaç kız gibiydi ama ben ozamanlar daha çok severdim onu... Yaz yağmuru gibi düşerdi yüreğime...Belki de daha kolaydı ozaman hayat..Küçücük sarı teyibimin içine gömülüp radyo dinlerken record tusuna basıp kaset doldurmaktı tek zor gelen...Coğrafya sınavına çalışmamak için bahaneler üretmekti marifet..Okulu asmaktı eğlence..dersten kaçmaktı yetenek isteyen...Platonik aşk yüzünden bunalıma girip Çelik Hercai dinlemekti en çok bizi üzen..En ufak şeyde intaharı düşünmekti ergenlik..Yollanmayacak mektuplar yazıp kendin okuyup ağlamaktı saflık.. saftık..tertemizdik.. Hayat ozaman bile zor gelirdi...
 Keşke şimdi ergen olsam...Yüzümde sivilceler çıksa ses etmem gerçekten :)

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir DAMLA yüreğimde....



Birbirimizi bilmeden sahip olduğumuz onca yaşanmışlık..

Birbirimizi bildiğimiz andan itibaren içimizle savaştık

sonra zamanın bir yerinde buluştuk konuşmaya başladık..

Aynı tarihte bilmeden çocuklarımızın isimleri aynıydı hatta ben senin adını yüreğime kazımış,

herkese senin adının kızıma ne kadar yakışağını anlatıyordum...

sen bunların hiçbiri bilmeden kendi çemberinin içinde dönüp duruyordun..

ben yoktum... sen yoktun...biz yoktuk...

ya da aslında vardık da bilmiyorduk..

yürek notaları derim ben yaptığım bestelere çoğunlukla...

sen ne dersin yüreğinden apansız çıkan cümlelerin saflığına???

Anlat bana... susma... susan insanları sevemedim ben hiçbir zaman...

Sessizlik hoşuma gitmez içim sıkılır... yalnızken televizyonu açar tartışma programlarını seyrederken uyurum...

sanki yanımda birileri varmış da konuşuyorlarmış gibi hissederim...

Şimdi sorgulamamaya karar versem ben herşeyi... bıraksam öylece yaşadığımız daha çok tesadüf çıksa ortaya..

hatta seni gördüğümde o çok az insanda bulduğum gözlerle konuşmak yeteneğimi keşfetsem...

Sanki herşeyi önceden biliyor gibi hissediyorum kendimi...

Hayat garip hep söylerim... hiç haz etmediğin birine 'seni seviyorum' dedirtir insana... 'asla olmaz' dediğin herşeyi yaşatır... 'gitmez' dediklerini alır ellerinden.. 'gelmez' dediklerini ansızın karşına getiriverir...

Aslında şaşırmamayı öğrendiğimi sanıyordum... ta ki bugüne kadar...

O garip huzursuzluk içime oturana kadar... seninle tekrar konuşmaya başladığımda bana yolladığın o yüz ifadesine kadar... içimdekileri hissetmiş gibi aynı şeyleri bana anlatana kadar... sen bir de yanındaki ay yüzlü güzellik...

Hayattaki kırılma noktalarımız bizi kenetledi sanki...

sanki artık herşey daha bir huzurlu..

sanki ben onca güvensizliğin içinde sorgusuzca ve düşünmeden kurduğum cümlelerin mutluluğunu yaşıyorum..

kendimi böylesine herkesden saklarken birden kendim oluverdim... çıkarsız.. menfaatsiz...hesapsız...

Bundan yıllar önce AŞKın ne olduğunu bana anlatacak ve yaşatacak olan adamı ilk tanıdığımda aramızda şöyle bir konuşma geçmişti :

X: Karanlığı seviyorum ben...

Ş: Neden sevgilim ?

X: Verecek ışığı olmayan karanlığı sever de ondan...

Ben karanlıkta kalmayı seçtim...

Sen hep aydınlıklar içinde ol tamam mı? Yüreğinin ışığı karanlığa düştüğün heran seni aydınlatsın...

Bir de Tuanamız... Ellerinden tutsun en umutsuz anında...

Sebebi yok yazdım sana... uzun zamandır yazmadığım kadar yalın,net,dürüst yazdım...

Sebebi yok... Bir dolunay akşamında yüreğimden dökülenlerin kalbine değmesini umut ederim...

Seni seviyorum....





8 Ağustos 2011 Pazartesi

Ne farkeder?????

Susmak mı ?..
Bunca şey içimde çığlıklar atarken sussam ne farkeder?
Görsem inanmam dediklerim karşıma gelse....
Hatta olmaz dediklerim olsa...
Ve şuan bile bu sahteliklerle dolu fotoğraf karesine bakarken 
onun gözlerinin içinde bana ait birşeyler arasam ne farkeder?
Ne farkeder gitsem bu şehirden ya da
boş bir sayfaya satırlarımı sunsam ?
Konuşsam 
bağırsam... ağlasam... zırlasam...
Anlatsam ne farkeder?
Hangi cennetin kapısı aralandı ki bugüne kadar?
Cennet görünümlü cehennemlerde yansam ne farkeder?
Ruhumu hayatımla birleşirip adamışken onun bel kemiğine,
hayat kemiğimi kırmış olsa ne farkeder?
Tüm zamanların en mutlu anlarından topladığım kırıntılarımı sersem masaya...
Hatta ufuklara yolladığım umutlarımı geri getirsem...
Ve neşterle kazısam kaderimden tüm yaşadıklarımı ne farkeder?
Ne giden gelir geri... ne ben olabilirim eskisi gibi...
Şimdi küçücük bir ışık olsa önümde umuda dair 
Ne farkeder ki ???




20 Mayıs 2011 Cuma

Üşüyorum

Düğümlenmiş cümlelerim üşüyor yokluğunda..Çözülmeyen düğümlerimden sessiz çığlıklarım yükseliyor.. Sen hala susuyorsun.. Ben hala susuyorum kimse duymuyor sessizliğimi... Adını bile yazarken heyecanlanırdı cümlelerim.. Şimdi noktalarım kırık.. virgüllerim yarım ....

7 Nisan 2011 Perşembe

Sefillik

Halimiz aşkın sefilliğinden.. olmayan umudumuz onu diline dolayan sahtelikler yüzünden...inanmayışımız anlamını yitirdiğinden...masallara imrenmemiz aslında hep bu yüzden...gerçek aşkı özlediğimizden sahtesine öfkemizden... (SheBBo)

3 Nisan 2011 Pazar

Blog yazmak iyidir

Yazmam lazım...
Hemde öyle bir yazmam lazım ki sayfalar tükenmeli.. İçimdeki bu düğüm olmuş cümleler çözülmeli...

Hayatın artık benim baktığım penceredeki gibi olmadığını biliyorum..Yüreğimi kimseye göstermemeye karar verdim.. Hani o maske dedikleri şey.. her neyse artık işte.. O maskelerden edinmeliyim en kısa zamanda..

Şimdi sebebini anlatayım :

Bir adam vardı...''İlk aşkım'' mı desem yoksa ''son olmaz sandım ama son oldu'' mu desem ne desem şuan bilemedim... Birlikte geçirdiğimiz 4 senenin sonunda evlenmeye karar vermiştik gerçi o aşamaya gelene kadar neler yaşadık orası da bir kaos.. Sonra birden öyle şeyler oldu ki.. Hayatımı mahvetmek üzere olduğumu görüp vazgeçtim.. Farklıydık ve belki de farklı olduğumuz için bu kadar tutkuyla sevmiştik birbirimizi onu hala çözmüş değilim... Çok zor oldu ama ayrıldık.. Beni bu ayrılık kararından vazgeçirmek için de kendince birşeyler yaptı aslında ama benim beklediklerim değildi... Dürüst olmam gerekirse İNANMADIM.... İşin en kötü kısmı da bu zaten : '' inanmamak''...

Aldım bavulumu bastım İstanbul'a gittim.. Kendim için birşeyler yapmalıydım ve yüksek lisans için başvurdum, sınavı kazandım ve başladım vs... Bu süreç boyunca (yılların verdiği alışkanlıktan ötürü) arada konuştuk mesajlaştık.. Ve birlikteyken bir türlü yapamadığı askerliği bu şahıs ayrıldıktan sonra yapmaya karar verdi.. Biz ayrıldıktan 3 ay sonra askere gitti.. E tabii kısa dönem olduğu için 1 ay sonra nereye gideceği belli oldu ve yemin töreninden sonra beni aradı. Konuşma aynen şöyle:

- Yanına geliyorum aşkım..
-Anlamadım nasıl ??
- İstanbul çektim geliyorum.. Artık aynı şehirde nefes alıcaz..
- ..............

O gün ne yaptım ? Kırdım attım sim kartımı gittim kendime yeni bir hat aldım.. Çünkü biliyorum HAYIR diyemicem ...Çünkü biliyorum yanına gidicem...
Ve askerliği boyunca 3 ya da 4 kez onu aradım çünkü o bana ulaşamıyordu benimde dayanamadığım zamanlar olmuştu...Her telefon konuşmamız ağlayarak bitiyordu bunu da belirtmek isterim.. Heee tabi buarada ben ilk gittiği günden başlamıştım saymaya Şafak 155-154-153-152............

10-9-8-7-6-5-4-3-2-1 ve bitmişti... Aradım... Telefonu açtığında hava alanındaydı dönüyordu.. Acayip şaşırdı hiç beklemiyordum falan dedi... geveledi...Ben SALAK beklediğimi bilsin istediğim için aramıştım aslında..Soğuk gecen bir telefon konuşması ve'' Seni hala çok seviyorum'' larla kapanan iki yürek...

Bunun üzerinden iki ay sonra doğumgünümde Facebook dan mesaj attı :
''Doğum günün kutlu olsun.Allah herşeyi gönlüne göre versin.Sevdiklerinle nice yaşlara.kib''

Yıllardır görmediğim ilkokul arkadaşlarımın attığı mesajlardan hiçbir farkı yoktu.Teşekkür ettim sadece ne yapayım yani ?? Nasıl olsa bir ay sonra onun doğumgünü .. E tabii bende mesaj attım Facebook dan... hemen hemen onunkine benzeyen bir mesaj..Gayet özensiz ve sıradan.. Ve o da benim yaptığımı yapıp kuru bir teşekkür etti.Ama ertesi gün.... Aman Tanrım ertesi gün tam bir kabustu... Ekranın sağ alt köşesinden bir yazı ''Facebook kullanıcısından yeni bir e-posta aldınız''. Ve ben şokkkkkkkkkkkkkk....
''Orda mısın?'' Neyse tabiikide burda ekranın başındaydım ve eski msn adreslerimize girdik konuşmaya başladık..Birşey olacak ya benim internet sapıttı ve ne yaparsam yapayım 1 saat boyunca bağlanamadım.. Son çare aradım bunu...Dedim böyle böyle bekleme diye aradım...Sevindim sesini duydum diye devam eden bir konuşma ve BEN EVLENİYORUM diye noktalanan bir cümle ...Kiminle diye nefesim tükenerek sorduğum bir soru... Şununla diye yüreğime indirilen kırbaçlar...Nasıl oldu ne zaman başladı diye çırpınarak sorduğum anlamsız sorular ve saat sabahın 5inde ELVEDA HERŞEYİM diye iki tarafında ağlayarak AŞK hayatına koyduğu son nokta...
Hemen akabinde yılbaşı 2011 e giricez.Ben mi yeniyıla girdim yeniyıl mı bana girdi pek anlamadım açıkçası bu sene..Zaten yılbaşından 1 hafta sonra mezun oldum ve İZMİRime geri döndüm.Herşeyin başladığı yere..Anılar üzerime üzerime gelse de ayakta durdum.Çünkü yediğim darbe paha biçilemezdi.
Ve 2 gün önce çok büyük bir tesadüf sonucu evlenmek üzere olduğu kişiyle ( tanıyorum ) askere gitmeden önce ilişkilerinin başladığını öğrendim. Hemde fotoğraflı belgelerle..Yani sözün özü benim boynuzlar İstanbula 3. köprüyü çoktan kurmuş.
Şimdi soruyorum : Ben o sim kartı kırıp atmasaydım şimdi ne olucaktı??
Bütün bu olanlara rağmen hala kapımın önünden geçmesini ve özelden ev telefonunu arayıp sesimi dinlemesini hesaba katmıyorum tabii..
Bu bir adamın kendisini terkedip hayatına devam edebilen güçlü bir kadına olan hazımsızlığı mıdır??? Yoksa ''sen bensiz bir hiçsin'' dediği kadının aslında onsuz ÇOK ŞEY olduğunu görmesinden kaynaklanan hırsı mıdır??
Ayrılalı 1 seneyi geçti ve hayatımda ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlayıp seviniyorum desem yalan olur...Böyle bir adamla nasıl 4 sene geçirdim diye üzülüyorum dersem de yalan olur... Ben bu saatten sonra ne desem yalan olur...NOKTA ( aşka)

NOT : okursanız hayrına bi yorum yapın bari de hala delirmediğimi anlayayım =)