Notaların esaretinde ki tuzlu bir deniz kızının inanılmaz serüvenine HOŞGELDİNİZ
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Bir DAMLA yüreğimde....
Birbirimizi bilmeden sahip olduğumuz onca yaşanmışlık..
Birbirimizi bildiğimiz andan itibaren içimizle savaştık
sonra zamanın bir yerinde buluştuk konuşmaya başladık..
Aynı tarihte bilmeden çocuklarımızın isimleri aynıydı hatta ben senin adını yüreğime kazımış,
herkese senin adının kızıma ne kadar yakışağını anlatıyordum...
sen bunların hiçbiri bilmeden kendi çemberinin içinde dönüp duruyordun..
ben yoktum... sen yoktun...biz yoktuk...
ya da aslında vardık da bilmiyorduk..
yürek notaları derim ben yaptığım bestelere çoğunlukla...
sen ne dersin yüreğinden apansız çıkan cümlelerin saflığına???
Anlat bana... susma... susan insanları sevemedim ben hiçbir zaman...
Sessizlik hoşuma gitmez içim sıkılır... yalnızken televizyonu açar tartışma programlarını seyrederken uyurum...
sanki yanımda birileri varmış da konuşuyorlarmış gibi hissederim...
Şimdi sorgulamamaya karar versem ben herşeyi... bıraksam öylece yaşadığımız daha çok tesadüf çıksa ortaya..
hatta seni gördüğümde o çok az insanda bulduğum gözlerle konuşmak yeteneğimi keşfetsem...
Sanki herşeyi önceden biliyor gibi hissediyorum kendimi...
Hayat garip hep söylerim... hiç haz etmediğin birine 'seni seviyorum' dedirtir insana... 'asla olmaz' dediğin herşeyi yaşatır... 'gitmez' dediklerini alır ellerinden.. 'gelmez' dediklerini ansızın karşına getiriverir...
Aslında şaşırmamayı öğrendiğimi sanıyordum... ta ki bugüne kadar...
O garip huzursuzluk içime oturana kadar... seninle tekrar konuşmaya başladığımda bana yolladığın o yüz ifadesine kadar... içimdekileri hissetmiş gibi aynı şeyleri bana anlatana kadar... sen bir de yanındaki ay yüzlü güzellik...
Hayattaki kırılma noktalarımız bizi kenetledi sanki...
sanki artık herşey daha bir huzurlu..
sanki ben onca güvensizliğin içinde sorgusuzca ve düşünmeden kurduğum cümlelerin mutluluğunu yaşıyorum..
kendimi böylesine herkesden saklarken birden kendim oluverdim... çıkarsız.. menfaatsiz...hesapsız...
Bundan yıllar önce AŞKın ne olduğunu bana anlatacak ve yaşatacak olan adamı ilk tanıdığımda aramızda şöyle bir konuşma geçmişti :
X: Karanlığı seviyorum ben...
Ş: Neden sevgilim ?
X: Verecek ışığı olmayan karanlığı sever de ondan...
Ben karanlıkta kalmayı seçtim...
Sen hep aydınlıklar içinde ol tamam mı? Yüreğinin ışığı karanlığa düştüğün heran seni aydınlatsın...
Bir de Tuanamız... Ellerinden tutsun en umutsuz anında...
Sebebi yok yazdım sana... uzun zamandır yazmadığım kadar yalın,net,dürüst yazdım...
Sebebi yok... Bir dolunay akşamında yüreğimden dökülenlerin kalbine değmesini umut ederim...
Seni seviyorum....
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Ne farkeder?????
Susmak mı ?..
Bunca şey içimde çığlıklar atarken sussam ne farkeder?
Görsem inanmam dediklerim karşıma gelse....
Hatta olmaz dediklerim olsa...
Ve şuan bile bu sahteliklerle dolu fotoğraf karesine bakarken
onun gözlerinin içinde bana ait birşeyler arasam ne farkeder?
Ne farkeder gitsem bu şehirden ya da
boş bir sayfaya satırlarımı sunsam ?
Konuşsam
bağırsam... ağlasam... zırlasam...
Anlatsam ne farkeder?
Hangi cennetin kapısı aralandı ki bugüne kadar?
Cennet görünümlü cehennemlerde yansam ne farkeder?
Ruhumu hayatımla birleşirip adamışken onun bel kemiğine,
hayat kemiğimi kırmış olsa ne farkeder?
Tüm zamanların en mutlu anlarından topladığım kırıntılarımı sersem masaya...
Hatta ufuklara yolladığım umutlarımı geri getirsem...
Ve neşterle kazısam kaderimden tüm yaşadıklarımı ne farkeder?
Ne giden gelir geri... ne ben olabilirim eskisi gibi...
Şimdi küçücük bir ışık olsa önümde umuda dair
Ne farkeder ki ???
Kaydol:
Yorumlar (Atom)